Doğa bekçiyle değil, sevgiyle korunur.  

“RUHUMUNTAVANARASI” Resim Sergisi
Sevgi ÜNAL (Efece haber) Ahmet Çapar genç bir ressam. Aslında Edebiyat öğretmeni. İlginç olan resme nasıl başladığı, neden başladığı ve yaptığı resimler, kullandığı malzeme, kısa zamanda gösterdiği performans.
Hadi gelin onun ağzından dinleyelim resim yolcuğunu,
.
- Ahmet Bey, öncelikle serginizin adı dikkatimi çekti. “Ruhumuntavanarası”. Böyle bir isim nasıl aklınıza geldi?
- Ruhumuntavanarası küçücük bir oda. Yazıhane ya da resim atölyesi benim için. İnzivaya çekildiğim yer. Resimlerimi burada çiziyorum, boyuyorum. Aynı odayı yıllarca yazmak ve okumak için kullanmıştım. Ruhumu özgürleştirme çabaları içinde devinip durduğum için böyle bir isim ortaya çıkmış olabilir.
- Resim yapmaya nasıl başladınız? Sizi resim yapmaya iten, üstelik böyle ilginç resimleri yapma isteği…
- Hayatımın hiçbir döneminde resim yapmadım. Boya kullanmadım. Renkleri tanıma fırsatım ya da isteğim olmadı. Yazmayı bırakınca çizmeye başladım farkında olmadan.
Yıllarca sözcüklerle yetinmeye ve kendimi onlarla anlatmaya çalıştım. Sözcükler benim ruhumun diliydi. Yıllarca yazdım. Hiç bıkmadan. Yazdıkça hüznüm arttı. Yazdıkça içimde yeni kahır mağaraları keşfettim. Yazdıkça yalnızlık kervanı ruhumu sarmaladı. Her gün saatlerce yazdım. Defterle konuştum. Kitapları dinledim yıllarca. Ciltler dolusu günlükler, öyküler, şiirler, denemeler yazdım.
- Siz bir edebiyat öğretmenisiniz. Zaten mesleğiniz icabı da yazı dünyası içindesiniz değil mi?
- Evet, ama yazıyla kendimi anlatamadığımı, kelimelerin yetersiz kaldığını hissetmeye başladım son yıllarda. Yazdıklarım ruhumu rahatlatmaya yetmedi. Sandım ki, yazınca bitecek. İçimdeki huzursuzluklar, karanlıklar, yalnızlıklar bitecek. Ama bunun böyle olmadığını anlamam uzun zaman aldı. Sayfalar sürdü, defterler ve kelimeler... Yazmak yukarı çıkmak değil, dibe vurmak. Artık o kadar ilerlemiştim ki, en sona varmıştım, en dibe, daha ilerisi yoktu. Ya da daha ilerisini ruhum kaldıramaz ölürdü. İnsan en dibe varınca, her şeyin sonuna… Orada nefesini tutup bekliyor bir süre, şimdi ne yaparım diye. Başka türlüsünü bilmiyor çünkü. Ya başka bir yol bulacaksın ya da öleceksin orada. İntihar bazen bir seçim değildir, bir çıkmazın içinde varılacak tek yoldur. İnsan bazen nefes alamaz olur ve ölür.
- Bir edebiyatçı için gerçekten ilginç bir yaklaşım. İnsanı bayağı bir düşündürüyor bu sözleriniz. Anladığım kadarıyla kelimeler yetmemiş duygularınızı anlatmaya… Ve bunalıma girmişsiniz. Nasıl çıkabildiniz bu durumdan Ahmet Bey?
- Sonra bir şey oldu ama. İnsanın doğası yaşamaya meyilli olduğundan belki, içinde bir şey var, son ana kadar hayatta kalman için çırpınan. İşte o şey sayesinde belki de, bilinçsizce en dipten yukarı çıktım büyük bir ivmeyle. Resmi keşfettim. Çizgileri. Renkleri. Yukarı çıktıkça güneşi gördüm. Gökyüzünü. İçim kapkaranlıktı, yıllarca başımı bir kere bile kaldırıp
Gökyüzüne bakmadan o karanlıkta ilerlemiştim, gidebileceğim en son yere kadar, ama benim dışımdaki dünyada renkler vardı.
Resim yaparken yine içimde yapıyorum bu yolculuğu ama bu kez dibe değil yukarı doğru. Güneşi görebiliyorum o yüzden. Gökyüzünü görünce insan daha kolay nefes alabilirmiş. Gökyüzünü görüyorum. Ardımda bırakıyorum, unutuyorum. Unutmak iyileştiriyor insanı.
Sözcükleri duvara asamadığımı fark ettiğim gün resim yapmaya başlamıştım.
- Gerçekten öyle. Sözcükler duvara asılmaz ama resim… Nasıl resimler yaptınız önceleri? Manzara mı, natürmort mu, soyut mu?
- Hiç bir eğitim almadığım ve asıl amacım ruhumu rahatlatmak ve temizlemek olduğu için yalnızca karaladım. Kalbimde açılan pencerelerden gördüklerimi çizdim. Bunlar birer insan ya da hayvan değillerdi. Birer leke ve çizgiydiler. Ruhumuntavanarası’nda anlamsız çizgiler çekerek, küçücük kâğıtları karalayarak çıktım bu yolculuğa. Aylar sürdü çizgi serüvenim. Çizgiler eğrildi, dolandı birbirine; kısaldı, uzadı, çoğaldı, sağaldı iyice. Bir gün eski bir dostum bunları boyamalısın, dedi. İlk kez çizgilerimin soyut şekillere dönüştüğünü söyleyen bu insanın resim yolculuğumda ayrı bir yeri vardır. Fakat bir gün o dostumu da unutmak için resimler yapmak zorunda kaldım. Resimlerim “unutmak” üzere yola çıkmış bir yolcunun notları benim için. Her çizgi, her renk, her leke unutmak istediğim bir insanı ya da olayı simgeliyor. Somut varlıklara resimlerimde pek rastlanmıyor. Çizdiklerimin hayatı ve insanları unutmaya dayalı birer içsel yolculuğun ürünü olmalarından kaynaklanıyor belki de bu durum. Ruhumdaki dönüşümün tabloları ya da içimdeki sessiz bir ihtilalin ayak izleri bunlar. Dönüşümünü tamamlayamamış bir ruhun negatif görüntüleri ya da.
- Belki herkesin hayatında yaşadığı durumları yaşadınız belki de daha ağırını. Ne olursa olsun hassas bir ruha sahip olduğunuz anlaşılıyor. Çünkü etkilenmenizin ürünleri ortada. Resimlerinizi yaparken kullandığınız malzemeler de ilginç. Biraz onlardan bahseder misiniz?
- İlk zamanlar korkarak dokundum boyalara, kâğıt boyayı sevdi, anladım. Renkleri, bütün renkleri kullanmak istiyordum yaptığım her resimde. Bu yüzden karmakarışık ve rengârenk oldu çoğu resmim. Onları birbirinden ayıramıyordum. Boyalar kâğıt ya da tuvalin üzerinde kayarak birbirine karışıyor, yeni ara renklere dönüşüyordu. Onların birbirine karıştığını izlemek unutturuyordu bana. Yıllarca yazarak hatırladığım her şeyi çizerken unuttuğumu görmek mutluluk vericiydi. O coşkuyu yaşamak için daha çok çizdim. Gece gündüz demeden, yorulmadan, bıkmadan günde beş altı saat resim yapıyordum.
Doğada bulduğum, gördüğüm her şey benim için bir malzeme olmuştu. Onları Ruhumuntavanarası’nda biriktiriyor ve resim yaparken kullanıyordum. İlk zamanlar mürekkepli kalemler kullandım. Daha sonra akrilik boya ile çalıştım. Akrilik boya ile resim yapacağımı öğrenen satıcı şaşırsa da istediğim renklerde boyalar hazırlaması için ikna ettim kendisini. Resimlerimde akrilik boya kullanmam sergimi izleyenler tarafından da ilgiyle karşılandı.
- Eserlerinizi sanatseverlerle nasıl buluşturdunuz?
- Kısa sürede yaptığım yüzlerce resim görenleri hayrete düşürüyordu. Bunca resmi bu kadar kısa bir sürede nasıl yaptığımı anlayamıyorlar, hangi ressamdan ders aldığımı ya da hangi ressamın atölyesinde çalıştığımı soruyorlardı. Hâlbuki ne bir ressamdan ders almıştım ne de bir atölyede çalışmıştım. Sadece yorgun, yalnız ve hüzünlü ruhumu dinlendirmek için çıktığım bu yolculukta çizgilerle tanışmış ve onları izleyerek resmin büyülü ve coşkun ırmağına kavuşmuştum. Yaptığım şey; yalnızca hiçbir amacım olmadan, kaygım olmadan, beğenilme duyguları taşımadan; hatta yaptığım şeylerin resim olup olmadığını bile kestiremeden soluksuz çiziyor ve boyuyor olmamdı. Bunu anlayamadı birçok insan. Oysa sanat, eğitim alınarak ya da kitaplardan öğrenilen bir şey değildi.
- Evet altı ay kadar kısa bir zamanda beş yüz elli resim gerçekten hayret edilecek bir durum.
- Ben resim yapmıyorum; dış dünyada neredeyse her şeyden kendimi soyutlamış bir insanım; ama içimdeki dünya oldukça kalabalık. Ruhumu sağaltmaya, ruhumdaki lekeleri, hüzünleri, kırılmışlıkları, kahırları, yalnızlıkları, dostsuzlukları, vefasızlıkları, saygısızlıkları, tahammülsüzlükleri; çocukken, büyürken, yatılı okullarda ruhumuz sürülürken bir tarla gibi orada açılan karadelikleri boyalarla kapatmaya çalışıyorum şimdi.
Kaygılarla ya da kurgularla, kitaplarda anlatılan resim yapma teknikleri ve bilgileriyle çizmiyorum. Ben resim yapmıyorum; kâğıtları tuvalleri karalıyorum, epeyce ağırlaşan ruhumu hafifletmeye çalışıyorum. Bu yüzden her gün saatlerce çalışabiliyorum.
- Resimlerinizi destekleyenler, yol gösterenler oldu mu?
- Aylar geçip gittikçe resim üzerine konuşacak birilerini aramaya başladım. Ama böyle birilerini bulmak resim yapmak kadar kolay olmadı benim için. Zaman zaman tanışma fırsatı bulduğum kimi resim hocaları ya da ressamlar eğitim almadan resim yapılamayacağını bu yüzden öncelikli olarak eğitim almam gerektiğini söylediler. Böyle düşünenler yaptığım resimlere bakma tenezzülünde bile bulunmadılar. Üzüldüm ve o insanları unutmak için daha çok çizdim daha çok resim yaptım.
Bütün bu olumsuzluklardan sonra Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi hocalarından Zuhal Arda, Yaşar Kuliyev ve İlham Enveroğlu resimlerimin çok ilginç ve görülmeye değer olduğunu söylediler. Özellikle Doç. Dr. Zuhal Arda hocanın manevi destekleriyle ilk sergimi 03 Ocak 2013’te Konya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtım.
- Ben size resim yolculuğunuzda hassas ruhunuzu tamir edecek nice eserler diliyorum. Teşekkürler.
- Asıl ben size ve Efece Haber Gazetesi'ne bana bu yolculuğumda eşlik ettiğiniz ve ruhumu, resimlerimi anlamaya, tanımaya çalıştığınız için çok teşekkür ederim. Bir sonraki sergimde, Ruhumuntavanarası’nda görüşmek dileğiyle…


Ekleyen Bir Demet Nergis
Tarih 5.2.2013 17:09:48
Yazdır Yazdır
Okunma 2275
Eklenen Yorumlar 
  • Diğer Başlıklar
  • ‘’CUMHURİYET’in IŞIĞINDA BEŞİKTAŞ’’ SERGİSİ AÇILDI
  • SO ART PROJECT & MUCİZEVİ YANSIMALAR
  • ’İKİ DOSTYÜREK, İKİ FIRÇA’’ Resim Sergisi
  • ‘’Zamansız, mekânız, yorumsuz’’ Bir Sergi
  • MARDİN’de İSTANBUL DÜŞLERİ
  • NEŞE SELİ BODRUM SERGİSİ
  • RENKLERLE İLK ADIM SERGİSİ
  • TATİL MODASI
  • Kuşadası ‘’HERYERDE HERKES İÇİN SANAT HAREKETİ ‘’
  • XXL ŞAPKALAR ALTINDA YAZ
  • Son : 10 Gösteriliyor | Devamı ->

     

           

    Bu websitesi 1360x768 pixel'de en iyi görüntüyü vermektedir. http://www.birdemetnergis.com/ ® 2013. Tüm Hakkı Saklıdır.      Site İçeriği İzin Almadan Kullanılamaz.   Tasarım: Linear Yazılım