Biz doğayı korudukça doğa da bizi korur.  

DÜŞLER VE EFSANELER’ ResimSergisi
 
 
Medical Corner Maçka’da Şeli Sanat Art Project Organization işbirliğiyle tüm sanatseverlerle buluşuyor. Gündelik yaşam alanlarında sanatsal çözümler öneren proje kapsamında açılan sergiler ‘Her sağlık kuruluşuna sanat’ sloganıyla etkinliklerine devam ediyor.
 
 
Nazan Erkmen, Psamethe, Galateia, Thetis ya da Okeanos’un en bilgi kızıStkys….. hepsi bizleriz…. Düşlerde, ya da karabasanlarda, ya da efsanelerde… Bazen korkunç bir deniz canavarı olarak betimlediğimiz Skylla da günlük yaşamızdaki bir karabasan, “psyke” bazen bir parçalanmış bir kelebek kanadında, ya da ruhlar ;bir kelebek, ya da kuş, ya da yılan kişiliğinde aramızda... ağaçlarını koruyan orman perileri Dryadlar çığlık çığlığa…. İşte düşler, efsaneler ya da karabasanlar….
 
Ümran Aria, İmgelerin tanıkları geçmişe dair güvenilir kanıtlar sunması, ne dereceye kadar ve hangi yollarla mümkün olabilir? Tasvirler sessiz tanıklardır ve onların ifadelerini sözcüklere dökmek kolay değildir. Tarihin değişik dönemlerinde imgelerin, sanatçıların, imgelerin kullanımlarının ve imgelere yönelik tavırların çeşitlililiğini gözardı etmek, yine kendi aleyhimize olur…İmgelerin dili ya da tabloların metin olması düşüncesi, yoksa yalnızca çarpıcı bir metafordan mı ibarettir? Sanat ve dil arasında benzerlikler kadar ‘benzemezlikler’de yok mudur? İmgelerin birçok farklı dili ya da ‘kodu’mu vardır. Kod bilinçli midir, bilinçdışı mıdır? Bilinçdışı ise, bu Freud’cu anlamıyla bastırılmış olanı mı, yoksa günlük dildeki anlamıyla zaten öyle olduğu varsayılanı mı ifade eder’Ben Buradaydım‘ çalışmasında resmin yazıyla okunabilirliğinin artması hedeflenmektedir.
.
.
Irmak Akçadoğan, Kadının Gizemi Altındaki Kaos, Başlangıçta Kaos vardı. Tüm var olacakların ondan türeyeceği, devasa bir karanlık boşluk olan Kaos, başta Gaia (Yer) olmak üzere, Tartaros (Uçurum), Eros (Arzu), Erebus (Karanlık) ve Niks’e (Gece) kaynaklık edecekti. Tüm bu ilk yaratıcı güçler arasında Gaia’nın, bambaşka bir yeri vardı. Bir tanrıça olan Gaia (Yer), Uranos’u (Gök) oluşturacak ve Yer ile Gök, ilk tanrısal çift olarak, tüm tanrılar ve devler soyunun yaratıcısı olacaklardı.Tıpkı Hesiodos’un Theogonia’sında anlattığı yaradılış öyküsündeki gibi, portrelerde yer alan yüzler de Kaos’un derinliklerinden ortaya çıkmış gibi. Bu portrelerdeki her bir yüzü, Gaia’nın farklı bir yüzü olarak görmek mümkün. Yüzler, ardına gizlendikleri ya da kaynaklık ettikleri her yeni katmanda, farklı zamanlar ve yerlerle örülü, ayrı varoluşların izlerini taşıyor.Farklı renkler, dokular, nesneler ve desenlerle örülü her bir katman, gözlerinizin doğrudan içine bakan yüzlere bambaşka anlamlar katarak, sizi kendi öykülerini keşfetmeye davet ediyor. Portrelerdeki hareketlilik ve yarı-saydam yüzlerin iç içe geçişi, resmin durağanlığını kırıyor. Yine bu hareket ve enerjinin kaynağını da tüm hareketin başlangıcı olan Kaos oluşturuyor.Kedi, kelebek ve kuş gibi diğer canlılardan alınan öğelerin portrelere dâhil edilmesinin altındaysa kadın üzerinden temsil edilen insanın, doğadan ayrı bir varoluş taşımadığı, sahip olduğu dürtülerle onun bir parçası olduğu düşüncesi akla geliyor .
Berna Karaevli, Düşler ve Efsaneler,Gizemiyle bizi etkisi altına alan “evren”deki yaşamımızda, herbirimizin ayrı “düşler”i ve yarattığı “efsaneler”i birbirleriyle kimi zaman kol kola kimi zaman da karşı karşıya gelecek şekilde kendi hikayelerini oluşturmaktadır. Hergün bize ayrı bir kapısını açan evrende insanoğlu yarattığı efsanelerle bir yandan kendi varolma mücadelesini verirken diğer yandan da sonraki nesillere “iz”ini bırakacağı hikayelerini oluşturmaktadır.Doğanın kendisini bize bu derece açtığı bir ortamda düşlerimizin sınırlarının efsanelerimizin sınırlarını belirlediği yaşamlarımızda, zengin düşlerimiz hayatımızın anlamını ve yaratacağımız efsanelerimizi de zenginleştirmektedir.
.
Gülay Yüksel, Bir çok olay ya da yaşanmışlıklar sanatçıyı doğrudan etkiler. Bu etkileşimlerde, doğal olarak yapıtlarına yansır. Sanatçıda herkes gibi aynı dünyayı birlikte yaşayandır. Kendini yaşadığı çevreden soyutlayamaz. Yaşanmışlıklar sanatçının beyninden geçerken duyguları ile birleşir ve sanat eserine aktarılır. Ben her resmimde yeni bir duygu ve düşünce diliminde gibi olurum. Benimle kalansa her resmimi yaparken yaşadıklarımdır. Resim yapmayı, yaparken yaşadıklarım için seviyorum.Her sanatçı eserini üretirken yaşadığı farklı boyutta başka bir anlatım kullansa da, kendi dilinde kendi düşlerini anlatır. İzleyen ya da o eserle gerçek anlamda buluşma yaşayan kişi de yeni bir düş alemine geçer. Tabi izleyen kendi içsel boyutunda, yalnızca kendisinin yaşayacağı yeni bir kapı aralar. Oradan içeri bakmaya başlar. Nasıl ki sanatçının yaratım sürecinde içsel sohbetlere ihtiyacı varsa, izleyenin de vardır. Bence işte bu olay; düşlerin ve yaşanmışlıkların, sanat eseri aracılığı ile paylaşımıdır. Ve sanat paylaşıldıkça çoğalır.
* Harika ÖREN (Efece Haber)
 

 


Ekleyen Bir Demet Nergis
Tarih 21.12.2013 21:10:04
Yazdır Yazdır
Okunma 1408
Eklenen Yorumlar 
  • Diğer Başlıklar
  • ARA GÜLER FOTOĞRAF SERGİSİ
  • “ÜÇÜ BİR ARADA “ Karma Resim Sergisi
  • ÇOCUK GÖZÜYLE 23 NİSAN Resim Yarışması Ödül Töreni
  • Son : 3 Gösteriliyor

     

           

    Bu websitesi 1360x768 pixel'de en iyi görüntüyü vermektedir. http://www.birdemetnergis.com/ ® 2013. Tüm Hakkı Saklıdır.      Site İçeriği İzin Almadan Kullanılamaz.   Tasarım: Linear Yazılım